ÜCRETSİZ · KAMP KELİMELERİ

YDS kelime listesi

YDS ve YÖKDİL'de sık çıkan akademik kelimeler; her biri Türkçe anlamı, eş anlamlıları, sınav düzeyinde bir örnek cümle ve çevirisiyle. Kelimeyi tek başına değil cümlesiyle öğren: sınav da böyle sorar.

60 kelime burada · 288 kelimenin tamamı, kartlar, eş anlam ve tuzak kelime etkinlikleri ücretsiz üyelikle

  1. 1.expediteverb

    Hızlandırmak - Kolaylaştırmak

    Eş anlamlı: accelerate, hasten, speed up, facilitate

    Örnek cümle

    To expedite the economic recovery after the crisis, the government introduced tax incentives for small businesses and cut unnecessary bureaucratic procedures.

    Krizden sonra ekonomik toparlanmayı hızlandırmak için hükümet, küçük işletmelere vergi teşvikleri getirdi ve gereksiz bürokratik işlemleri kaldırdı.

  2. 2.alienateverb

    Yabancılaştırmak - Soğutmak - Uzaklaştırmak

    Eş anlamlı: estrange, distance, isolate, detach

    Örnek cümle

    Imposing strict cultural policies without public consensus may alienate minority groups and undermine social cohesion within the country.

    Kamuoyunda uzlaşı sağlanmadan katı kültür politikaları dayatmak, azınlık gruplarını yabancılaştırabilir ve ülke içindeki toplumsal uyumu zayıflatabilir.

  3. 3.dismantleverb

    Parçalamak - Sökmek - Feshetmek

    Eş anlamlı: take apart, disassemble, deconstruct, abolish

    Örnek cümle

    International negotiators urged the regime to dismantle its nuclear facilities in exchange for the gradual lifting of economic sanctions.

    Uluslararası müzakereciler, ekonomik yaptırımların kademeli olarak kaldırılması karşılığında rejimi nükleer tesislerini sökmeye çağırdı.

  4. 4.thriveverb

    Gelişmek - Serpilmek - Başarılı Olmak

    Eş anlamlı: flourish, prosper, boom, burgeon

    Örnek cümle

    While traditional retailers struggled during the pandemic, e-commerce platforms managed to thrive due to the sudden shift in consumer habits.

    Geleneksel perakendeciler pandemi sırasında zorlanırken e-ticaret platformları, tüketici alışkanlıklarındaki ani değişim sayesinde gelişip serpilmeyi başardı.

  5. 5.perplexverb

    Kafasını Karıştırmak - Hayrete Düşürmek

    Eş anlamlı: baffle, puzzle, bewilder, confound

    Örnek cümle

    The sudden decline in global bee populations continues to perplex entomologists, who are trying to identify the primary ecological triggers.

    Dünya genelinde arı popülasyonlarındaki ani düşüş, başlıca ekolojik tetikleyicileri belirlemeye çalışan böcek bilimcilerin kafasını karıştırmaya devam ediyor.

  6. 6.endorseverb

    Desteklemek - Onaylamak - Tanıtımını Yapmak

    Eş anlamlı: approve, back, support, advocate

    Örnek cümle

    The World Health Organization refused to endorse the experimental drug until comprehensive clinical trial results were published.

    Dünya Sağlık Örgütü, kapsamlı klinik deney sonuçları yayımlanana kadar deneysel ilacı onaylamayı reddetti.

  7. 7.divertverb

    Yönünü Değiştirmek - Başka Yöne Çevirmek

    Eş anlamlı: redirect, reroute, deflect, channel

    Örnek cümle

    Due to severe flooding in the agricultural regions, authorities had to divert emergency relief funds from other public projects.

    Tarım bölgelerindeki şiddetli sel nedeniyle yetkililer, acil yardım fonlarını diğer kamu projelerinden bu alana kaydırmak zorunda kaldı.

  8. 8.rectifyverb

    Düzeltmek - Telafi Etmek - Gidermek

    Eş anlamlı: correct, remedy, amend, resolve

    Örnek cümle

    The tech company issued an urgent software update to rectify a critical security flaw that left user data vulnerable to cyberattacks.

    Teknoloji şirketi, kullanıcı verilerini siber saldırılara açık bırakan kritik bir güvenlik açığını gidermek için acil bir yazılım güncellemesi yayımladı.

  9. 9.pinpointverb

    Tam Olarak Belirlemek - Tespit Etmek

    Eş anlamlı: identify, determine, locate, distinguish

    Örnek cümle

    Advanced diagnostic tools allow medical professionals to pinpoint the exact location of neural damage far more accurately than before.

    Gelişmiş teşhis araçları, sağlık uzmanlarının sinir hasarının tam yerini eskisinden çok daha doğru biçimde tespit etmesini sağlıyor.

  10. 10.reinforceverb

    Güçlendirmek - Sağlamlaştırmak - Pekiştirmek

    Eş anlamlı: strengthen, fortify, bolster, consolidate

    Örnek cümle

    Recent archaeological discoveries reinforce the theory that ancient trade routes were much more extensive than previously assumed.

    Son arkeolojik keşifler, eski ticaret yollarının daha önce sanıldığından çok daha geniş olduğu teorisini güçlendiriyor.

  11. 11.facilitateverb

    Kolaylaştırmak - Olanak Sağlamak

    Eş anlamlı: ease, assist, enable, promote

    Örnek cümle

    Developing cross-border digital infrastructure is essential to facilitate international trade and reduce operational costs for exporters.

    Sınır ötesi dijital altyapı geliştirmek, uluslararası ticareti kolaylaştırmak ve ihracatçıların işletme maliyetlerini düşürmek için şarttır.

  12. 12.retrieveverb

    Geri Almak - Geri Getirmek - Kurtarmak

    Eş anlamlı: recover, regain, fetch, reclaim

    Örnek cümle

    Deep-sea exploration teams deployed autonomous submersibles to retrieve the flight recorder from the ocean floor.

    Derin deniz keşif ekipleri, uçuş kayıt cihazını okyanus tabanından çıkarmak için insansız denizaltılar gönderdi.

  13. 13.incurverb

    (Zarara/Cezaya) Uğramak - Maruz Kalmak

    Eş anlamlı: suffer, sustain, provoke, bring upon

    Örnek cümle

    Commercial airlines incur substantial financial losses whenever severe weather conditions disrupt scheduled flight operations globally.

    Ticari havayolu şirketleri, şiddetli hava koşulları dünya genelinde planlı uçuşları aksattığında ciddi mali kayıplara uğrar.

  14. 14.plunderverb

    Yağmalamak - Talan Etmek

    Eş anlamlı: loot, pillage, ransack, rob

    Örnek cümle

    Armed conflicts often allow illegal networks to plunder ancient historical sites and smuggle invaluable artifacts abroad.

    Silahlı çatışmalar, yasa dışı şebekelerin antik tarihi alanları yağmalamasına ve paha biçilmez eserleri yurt dışına kaçırmasına çoğu zaman olanak tanır.

  15. 15.stimulateverb

    Teşvik Etmek - Canlandırmak - Uyarmak

    Eş anlamlı: encourage, spur, trigger, boost

    Örnek cümle

    Central banks frequently adjust interest rates in an attempt to stimulate consumer spending and revitalize sluggish domestic markets.

    Merkez bankaları, tüketici harcamalarını canlandırmak ve durgun iç piyasaları hareketlendirmek amacıyla faiz oranlarını sık sık değiştirir.

  16. 16.elucidateverb

    Açıklığa Kavuşturmak - İzah Etmek

    Eş anlamlı: clarify, explain, illuminate, explicate

    Örnek cümle

    Further longitudinal research is required to elucidate the complex mechanisms linking chronic sleep deprivation to metabolic disorders.

    Kronik uykusuzluğu metabolik bozukluklara bağlayan karmaşık mekanizmaları açıklığa kavuşturmak için daha fazla uzun soluklu araştırma gerekiyor.

  17. 17.curtailverb

    Kısmak - Sınırlandırmak - Azaltmak

    Eş anlamlı: reduce, restrict, diminish, limit

    Örnek cümle

    The government introduced strict carbon limits to curtail excessive industrial emissions in heavily populated metropolitan areas.

    Hükümet, nüfusun yoğun olduğu büyükşehirlerde aşırı sanayi emisyonlarını azaltmak için sıkı karbon sınırları getirdi.

  18. 18.reconcileverb

    Uzlaştırmak - Bağdaştırmak - Barıştırmak

    Eş anlamlı: harmonize, settle, reunite, accommodate

    Örnek cümle

    Sociologists have struggled to reconcile the contradictory findings regarding the impact of remote work on long-term employee productivity.

    Sosyologlar, uzaktan çalışmanın uzun vadeli çalışan verimliliğine etkisiyle ilgili çelişkili bulguları bağdaştırmakta zorlandı.

  19. 19.oppressverb

    Baskı Yapmak - Zulmetmek - Ezmek

    Eş anlamlı: persecute, tyrannize, suppress, subjugate

    Örnek cümle

    Throughout history, authoritarian regimes have used censorship and arbitrary detention to oppress dissenting voices and maintain total control.

    Tarih boyunca otoriter rejimler, muhalif sesleri ezmek ve mutlak denetimi sürdürmek için sansür ve keyfi gözaltıya başvurdu.

  20. 20.illuminateverb

    Aydınlatmak - Işık Tutmak - İzah Etmek

    Eş anlamlı: clarify, elucidate, shed light on, brighten

    Örnek cümle

    Breakthroughs in quantum computing are expected to illuminate fundamental mysteries of particle physics that classical models failed to resolve.

    Kuantum bilişimdeki atılımların, klasik modellerin çözemediği temel parçacık fiziği gizemlerine ışık tutması bekleniyor.

  21. 21.impedeverb

    Engellemek - Sekteye Uğratmak - Köstek Olmak

    Eş anlamlı: hinder, obstruct, hamper, inhibit

    Örnek cümle

    Persistent supply chain disruptions continue to impede global manufacturing output and delay shipments across multiple industries.

    Süregelen tedarik zinciri aksaklıkları, küresel üretimi engellemeye ve pek çok sektörde sevkiyatları geciktirmeye devam ediyor.

  22. 22.ascertainverb

    Tespit Etmek - Ortaya Çıkarmak - Kesinleştirmek

    Eş anlamlı: determine, verify, establish, discover

    Örnek cümle

    Forensic investigators analyzed chemical traces at the crash site to ascertain the precise sequence of events leading to the explosion.

    Adli uzmanlar, patlamaya yol açan olayların tam sırasını tespit etmek için kaza yerindeki kimyasal izleri inceledi.

  23. 23.commenceverb

    Başlamak - Başlatmak

    Eş anlamlı: initiate, begin, start, embark on

    Örnek cümle

    Delegations from both countries will commence formal peace talks next week to establish a permanent ceasefire.

    İki ülkenin heyetleri, kalıcı bir ateşkes sağlamak için önümüzdeki hafta resmî barış görüşmelerine başlayacak.

  24. 24.divergeverb

    Farklılaşmak - Ayrılmak - Sapmak

    Eş anlamlı: deviate, branch off, separate, differ

    Örnek cümle

    Although the twin spacecraft were launched simultaneously, their orbital trajectories diverge significantly as they approach interplanetary space.

    İkiz uzay araçları aynı anda fırlatılmış olsa da gezegenler arası uzaya yaklaştıkça yörüngeleri birbirinden belirgin biçimde ayrılır.

  25. 25.annihilateverb

    Yok Etmek - Kökünü Kazımak - İmha Etmek

    Eş anlamlı: destroy, eradicate, wipe out, eliminate

    Örnek cümle

    The catastrophic asteroid impact millions of years ago was powerful enough to annihilate numerous prehistoric species, including the dinosaurs.

    Milyonlarca yıl önceki yıkıcı asteroit çarpması, dinozorlar da dahil pek çok tarih öncesi türü yok edecek kadar güçlüydü.

  26. 26.proliferateverb

    Hızla Çoğalmak - Türemek - Yayılmak

    Eş anlamlı: multiply, reproduce, mushroom, escalate

    Örnek cümle

    Unregulated digital platforms have allowed disinformation to proliferate rapidly across international borders.

    Denetimsiz dijital platformlar, dezenformasyonun uluslararası sınırların ötesine hızla yayılmasına olanak tanıdı.

  27. 27.incorporateverb

    Bünyesine Katmak - Dahil Etmek - Birleştirmek

    Eş anlamlı: include, integrate, assimilate, embrace

    Örnek cümle

    Progressive education systems tend to incorporate interactive digital simulations directly into their standard science curricula.

    İlerici eğitim sistemleri, etkileşimli dijital simülasyonları standart fen müfredatlarına doğrudan dahil etme eğilimindedir.

  28. 28.evokeverb

    Uyandırmak - Çağrıştırmak - Hatırlatmak

    Eş anlamlı: elicit, trigger, conjure up, awaken

    Örnek cümle

    The haunting melodies of traditional folk music often evoke deep feelings of cultural identity and collective nostalgia.

    Geleneksel halk müziğinin akıldan çıkmayan ezgileri çoğu zaman derin bir kültürel kimlik duygusu ve ortak bir özlem uyandırır.

  29. 29.compromiseverb

    1. Uzlaşmak / 2. Tehlikeye Atmak (Zedelemek)

    Eş anlamlı: reach an agreement, negotiate, settle, endanger

    Örnek cümle

    Critical infrastructure failures can severely compromise national security and expose sensitive defense networks to foreign surveillance.

    Kritik altyapı arızaları ulusal güvenliği ciddi biçimde tehlikeye atabilir ve hassas savunma ağlarını yabancı gözetime açık hâle getirebilir.

  30. 30.unearthverb

    Gün Işığına Çıkarmak - Ortaya Çıkarmak - Kazıp Çıkarmak

    Eş anlamlı: discover, excavate, uncover, reveal

    Örnek cümle

    Paleontologists working in the arid desert managed to unearth a remarkably well-preserved fossil dating back to the late Cretaceous period.

    Kurak çölde çalışan paleontologlar, geç Kretase dönemine ait, olağanüstü iyi korunmuş bir fosili gün ışığına çıkarmayı başardı.

  31. 31.assembleverb

    1. Bir Araya Gelmek/Toplamak 2. Monte Etmek

    Eş anlamlı: gather, convene, congregate, put together

    Örnek cümle

    The international committee decided to assemble an independent panel of climate scientists to evaluate recent environmental data.

    Uluslararası komite, son çevre verilerini değerlendirmek için iklim bilimcilerinden oluşan bağımsız bir kurul toplamaya karar verdi.

  32. 32.bolsterverb

    Güçlendirmek - Desteklemek - Takviye Etmek

    Eş anlamlı: reinforce, strengthen, boost, fortify

    Örnek cümle

    Substantial investments in green infrastructure are expected to bolster economic growth while reducing national carbon emissions.

    Yeşil altyapıya yapılan büyük yatırımların, ulusal karbon emisyonlarını azaltırken ekonomik büyümeyi de desteklemesi bekleniyor.

  33. 33.inflameverb

    Kızıştırmak - Kışkırtmak - İltihaplanmak

    Eş anlamlı: aggravate, provoke, incite, ignite

    Örnek cümle

    Unregulated rhetoric on social media can easily inflame public outrage and escalate political polarization within a society.

    Sosyal medyadaki denetimsiz söylemler, kamuoyunun öfkesini kolayca kızıştırabilir ve toplumdaki siyasi kutuplaşmayı tırmandırabilir.

  34. 34.coincideverb

    Denk Gelmek - Çakışmak - Aynı Zamana Rastlamak

    Eş anlamlı: overlap, concur, correspond, synchronize

    Örnek cümle

    The release of the landmark climate report happened to coincide with an unprecedented heatwave across the continent.

    Çığır açan iklim raporunun yayımlanması, kıta genelindeki eşi görülmemiş bir sıcak hava dalgasıyla aynı zamana denk geldi.

  35. 35.nullifyverb

    Geçersiz Kılmak - Hükümsüz Bırakmak - Sıfırlamak

    Eş anlamlı: invalidate, revoke, annul, cancel out

    Örnek cümle

    Failure to sign the official documentation within the designated period will effectively nullify the entire contract.

    Resmî belgelerin belirlenen süre içinde imzalanmaması, sözleşmenin tamamını fiilen geçersiz kılacaktır.

  36. 36.resembleverb

    Benzemek - Benzerlik Göstermek

    Eş anlamlı: look like, bear a resemblance to, parallel, mirror

    Örnek cümle

    Many newly developed artificial neural networks closely resemble the interconnected pathways of the human brain.

    Yeni geliştirilen pek çok yapay sinir ağı, insan beynindeki birbirine bağlı yolaklara çok benzer.

  37. 37.elicitverb

    Açığa Çıkarmak - Sağlamak - (Tepki/Cevap) Almak

    Eş anlamlı: extract, evoke, draw out, obtain

    Örnek cümle

    The open-ended survey was meticulously designed to elicit candid feedback from participants regarding workplace safety.

    Açık uçlu anket, katılımcılardan iş yeri güvenliğiyle ilgili samimi geri bildirim almak için titizlikle tasarlandı.

  38. 38.depreciateverb

    Değer Kaybetmek - Değerini Düşürmek - Küçümsemek

    Eş anlamlı: devalue, decline in value, lose value, cheapen

    Örnek cümle

    High inflation rates caused the national currency to depreciate sharply against foreign exchange reserves over the last quarter.

    Yüksek enflasyon, son çeyrekte ulusal paranın yabancı paralar karşısında sert biçimde değer kaybetmesine yol açtı.

  39. 39.discriminateverb

    Ayrımcılık Yapmak - Ayırt Etmek

    Eş anlamlı: differentiate, distinguish, separate, disfavor

    Örnek cümle

    Deep-learning algorithms must be trained on diverse datasets to accurately discriminate between benign and malignant tumors.

    Derin öğrenme algoritmalarının iyi huylu ve kötü huylu tümörleri doğru ayırt edebilmesi için çeşitli veri kümeleriyle eğitilmesi gerekir.

  40. 40.retaliateverb

    Misilleme Yapmak - Karşılık Vermek

    Eş anlamlı: strike back, counterattack, hit back, avenge

    Örnek cümle

    Threatened by the sudden trade restrictions, the neighboring country warned that it would retaliate by raising import tariffs on agricultural goods.

    Ani ticaret kısıtlamalarıyla tehdit edilen komşu ülke, tarım ürünlerindeki ithalat vergilerini artırarak misilleme yapacağı uyarısında bulundu.

  41. 41.conferverb

    1. Bahşetmek / Vermek 2. Danışmak / Görüşmek

    Eş anlamlı: bestow, grant, award, consult

    Örnek cümle

    The university decided to confer an honorary doctorate upon the scientist for her groundbreaking contributions to renewable energy.

    Üniversite, yenilenebilir enerjiye yaptığı çığır açan katkılar nedeniyle bilim insanına fahri doktora unvanı vermeye karar verdi.

  42. 42.detestverb

    Nefret Etmek - Tiksinmek

    Eş anlamlı: loathe, abhor, despise, dislike

    Örnek cümle

    Most citizens strongly detest bureaucratic corruption, as it directly undermines public trust in democratic institutions.

    Vatandaşların çoğu, demokratik kurumlara duyulan güveni doğrudan sarstığı için bürokratik yolsuzluktan nefret eder.

  43. 43.replenishverb

    Yeniden Doldurmak - İkmal Etmek - Takviye Etmek

    Eş anlamlı: refill, restock, reload, renew

    Örnek cümle

    Heavy seasonal rainfall helped to replenish the depleted groundwater reserves after a severe summer drought.

    Mevsimlik yoğun yağışlar, şiddetli yaz kuraklığının ardından azalan yeraltı suyu rezervlerinin yeniden dolmasına yardımcı oldu.

  44. 44.disseminateverb

    Yaymak - Dağıtmak - Duyurmak

    Eş anlamlı: disperse, spread, broadcast, circulate

    Örnek cümle

    Modern digital communication networks allow researchers to disseminate vital epidemiological data across the globe in seconds.

    Modern dijital iletişim ağları, araştırmacıların hayati epidemiyolojik verileri saniyeler içinde dünyaya yaymasını sağlar.

  45. 45.eradicateverb

    Kökünü Kazımak - Tamamen Yok Etmek

    Eş anlamlı: eliminate, wipe out, abolish, exterminate

    Örnek cümle

    Global health organizations have collaborated for decades in an effort to completely eradicate preventable infectious diseases.

    Küresel sağlık kuruluşları, önlenebilir bulaşıcı hastalıkların kökünü tamamen kazımak için onlarca yıldır iş birliği yapıyor.

  46. 46.engulfverb

    Yutmak - Sarmak - Kuşatmak

    Eş anlamlı: swallow up, immerse, envelop, submerge

    Örnek cümle

    A devastating wildfire began to engulf the coastal forests, forcing local authorities to order an immediate evacuation.

    Yıkıcı bir orman yangını kıyıdaki ormanları sarmaya başlayınca yerel yetkililer derhâl tahliye emri vermek zorunda kaldı.

  47. 47.underpinverb

    Desteklemek - Temelini Oluşturmak - Altyapısını Sağlamak

    Eş anlamlı: substantiate, support, reinforce, form the basis of

    Örnek cümle

    Strong empirical evidence and rigorous experimentation must underpin any novel scientific hypothesis before it gains widespread acceptance.

    Yeni bir bilimsel hipotez geniş kabul görmeden önce güçlü deneysel kanıtlara ve titiz deneylere dayanmalıdır.

  48. 48.compileverb

    Derlemek - Toparlamak - Bir Araya Getirmek

    Eş anlamlı: assemble, collect, gather, accumulate

    Örnek cümle

    The international research team worked for months to compile an extensive database of endangered marine species.

    Uluslararası araştırma ekibi, nesli tükenmekte olan deniz canlılarına ait kapsamlı bir veri tabanı derlemek için aylarca çalıştı.

  49. 49.rearverb

    Yetiştirmek / Büyütmek

    Eş anlamlı: raise, bring up, nurture, breed

    Örnek cümle

    Female emperor penguins leave their colonies for months, trusting their partners to rear the chicks in extreme Antarctic conditions.

    Dişi imparator penguenleri, yavruları Antarktika'nın zorlu koşullarında büyütmeleri için eşlerine güvenerek kolonilerinden aylarca ayrılır.

  50. 50.deterverb

    Caydırmak - Vazgeçirmek - Engellemek

    Eş anlamlı: discourage, prevent, disincline, dissuade

    Örnek cümle

    Heavy legal penalties and visible police patrols are widely implemented to deter potential criminals from committing property offenses.

    Olası suçluları mala karşı suç işlemekten caydırmak için ağır yasal cezalar ve görünür polis devriyeleri yaygın olarak uygulanıyor.

  51. 51.plungeverb

    Dalmak - Hızla Düşmek / Çakılmak

    Eş anlamlı: plummet, drop sharply, dive, tumble

    Örnek cümle

    The sudden collapse of the regional bank caused tech stocks to plunge dramatically on the international markets.

    Bölgesel bankanın ani çöküşü, teknoloji hisselerinin uluslararası piyasalarda sert biçimde düşmesine neden oldu.

  52. 52.prosecuteverb

    Dava Açmak - Kovuşturmak - Yargılamak

    Eş anlamlı: put on trial, sue, indict, charge

    Örnek cümle

    The international tribunal was established to systematically prosecute individuals responsible for gross violations of human rights.

    Uluslararası mahkeme, ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu kişileri sistemli biçimde yargılamak için kuruldu.

  53. 53.outdoverb

    Geride Bırakmak - Üstün Gelmek - -den Daha İyisini Yapmak

    Eş anlamlı: surpass, exceed, outstrip, outperform

    Örnek cümle

    Rapidly expanding renewable energy firms managed to outdo traditional fossil fuel competitors in terms of annual revenue growth.

    Hızla büyüyen yenilenebilir enerji şirketleri, yıllık gelir artışında geleneksel fosil yakıt rakiplerini geride bırakmayı başardı.

  54. 54.vindicateverb

    Haklı Çıkarmak - Aklamak - Doğrulamak

    Eş anlamlı: justify, exonerate, clear, acquit

    Örnek cümle

    The recent discovery of fossil records served to fully vindicate the controversial evolutionary hypothesis proposed decades ago.

    Fosil kayıtlarındaki son keşif, onlarca yıl önce ortaya atılan tartışmalı evrim hipotezini tamamen haklı çıkardı.

  55. 55.estrangeverb

    Yabancılaştırmak - Arasını Açmak - Soğutmak

    Eş anlamlı: alienate, distance, separate, detach

    Örnek cümle

    Prolonged cultural misunderstandings can easily estrange immigrant communities from the mainstream society they inhabit.

    Uzun süren kültürel yanlış anlamalar, göçmen toplulukları içinde yaşadıkları ana akım toplumdan kolayca uzaklaştırabilir.

  56. 56.subsideverb

    Yatışmak - Dinmek - Azalmak / Çökmek

    Eş anlamlı: diminish, decline, abate, recede

    Örnek cümle

    Emergency teams had to wait several days for the severe floodwaters to subside before launching full-scale search operations.

    Acil durum ekipleri, kapsamlı arama çalışmalarına başlamadan önce şiddetli sel sularının çekilmesi için birkaç gün beklemek zorunda kaldı.

  57. 57.quarrelverb

    Tartışmak - Kavga Etmek - Çekişmek

    Eş anlamlı: dispute, argue, bicker, clash

    Örnek cümle

    Members of the coalition began to openly quarrel over how to allocate the emergency budget during the economic crisis.

    Ekonomik kriz sırasında koalisyon üyeleri, acil durum bütçesinin nasıl paylaştırılacağı konusunda açıkça tartışmaya başladı.

  58. 58.disguiseverb

    Gizlemek - Maskelemek - Kılık Değiştirmek

    Eş anlamlı: conceal, mask, camouflage, hide

    Örnek cümle

    Authoritarian regimes often try to disguise aggressive surveillance policies as measures designed to protect public safety.

    Otoriter rejimler çoğu zaman saldırgan gözetim politikalarını kamu güvenliğini koruyan önlemler gibi göstererek gizlemeye çalışır.

  59. 59.surmountverb

    Üstesinden Gelmek - Aşmak

    Eş anlamlı: overcome, conquer, triumph over, prevail over

    Örnek cümle

    Developing nations must surmount significant financial and infrastructural hurdles to achieve a fully green energy transition.

    Gelişmekte olan ülkeler, tamamen yeşil bir enerji dönüşümü için ciddi mali ve altyapısal engelleri aşmak zorundadır.

  60. 60.perpetrateverb

    (Suç/Hata) İşlemek - Yapmak

    Eş anlamlı: commit, execute, carry out, inflict

    Örnek cümle

    An independent commission was formed to investigate the rogue factions that perpetrate severe violations of international law.

    Uluslararası hukuku ağır biçimde ihlal eden denetimsiz grupları soruşturmak için bağımsız bir komisyon kuruldu.

288 kelimenin tamamını kartlarla çalış

Ücretsiz üye olunca Kelime çalış açılır: kartlar, eş anlam eşleştirme, tuzak kelime, kelime ailesi ve dinleme etkinlikleri; tekrar zamanı gelen kelimeler kendiliğinden sıraya girer.